8 Mart 2012 Perşembe

Şaban ile Juliet

17 yaşındaki velet Cin Ali gözüne kan davalısı 16 yaşındaki çıtır kızı kestirmiş. Gece yarıları duvarlardan atlayıp çalılara hırkasını kaptırarak, itten köpekten kaçarak, çamurlara batıp çıkarak, tırsa tırsa kan davalılarının malikanelerine sızıp, kızı balkona çağırırmış. Bir busecik alabilmek için ağaçlara tırmanırmış. Efendim, gün gelmiş devran dönmüş, kan davalı çıtıra “Cin Ali öldü.” demişler. Aman yarabbi, çıtırın ilk sevgilisi. Zaten “Hep benim başıma geliyor” depresyonundaydı, bir de aşkcağızı ölmüş çıtırın. Ne yapsa, ne etse boş. Çok kocaman tepki vermesi gerekir ya bu trajediye, aşkını küçümseyenlere “vay be” dedirtsin. Kapmış bir şişe zehir, hop fondip. Nallar sema, yallah dört kollu tahtravanla. Kahpe kader o ya, meğer Cin Ali ölmemiş. Hop diye fırlamış ayağa, bir bakmış çıtır mefta. Öğrenmiş de kendi için öldüğünü, sığar mı delikanlılığa? Hop o da yanına. Aileler bitik tabi, ne diz kalmış, ne baş dövülmedik ama çare yok. Liseli sevgilisi için canına kıyan günümüz gencinin ta kendisi. Ne günah bulabilirsin, ne suçlayacak birini. Babayla anne keşkelerle morartırlar ruhlarından kalan parçaları.
                Başka bir köyde, Mert liseye başlamış. Köyünün mis kokulu yağmurlarıyla yıkanmış, şehrin ayak kokulu okulunun koğuşunda. Arkadaşlar şehirli tabi alışmışlar ayak kokusuna. Kandırıyorlar fakiri, alay ediyorlar. Bak şu kız seni kesiyor, diyorlar inanıyor fukara. Gidiyor kızın yanına, namusuna saygıyla. Kız iki kırıtıyor, bizim Mert’i maymun ediyor. Yok bana su getir, yok canım kola çekti. Yok arkadaşlarını sat benim için. Mert’in kafa hatunun kolda. Buluşalım diyor, ekiyor, suluyor, meydanda ağaç ediyor. Arkadaşlarının derdi oldu mu, Mert atılıyor hemen arkadaşlarının yanında. Ama arkadaşları Mertle sürekli gırgırda. Biz diyorlar, sevdiğimize yaparız bunları ama sadece biz yaparız. Başkası sana gık dese, oyarız alimallah. Köyünden tereyağı getirir, araklarlar. Kopya hazırlarlar, ona vermezler. Ama Mert hayatı sever, yılmaz böyle zibidiler yüzünden. Arkadaşım onlar der, enseye tokadı yemeye devam eder.
Trajedinin, seyirciyi ağlatabilmesi için seyircinin kendisini acı çeken karakterin yerine koyabilmesi lazım gelir. Popüler kültür karar verir, kimin acıklı kimin komik olduğuna. Bu sebepledir ki, kendimizi Romeo’nun yerine koyabiliriz ve sümüklerimizle gözyaşlarımız çenemize kadar yarışır. Bu sebepledir ki, biz Şaban olmayız ve kahkahalar atarız zavallılıklarına.
Popüler kültür çağımızın vebasıdır. En geç öldüren kitle imha silahı olan medyanın mermisidir. Popüler kültür öğretir bize, neyin acıklı neyin komik olduğunu. Hayatımızda neyin değerli, neyin tıraş olduğunu. Bu yüzdendir ki, son model telefona sahip olmak, ekmek bulabilmekten daha çok sevindirir bizleri. Bu sebepledir, fileli çorabımızın altındaki donun yırtık oluşu. Plastik kapaklı kaplarımızın olması, içine koyacak yemeğimiz olmasından daha gurur vericidir bizim için. Bu yüzden, gözümüzün görümeye devam etmesine değil kırışmamasına dua ederiz. Dizide tecavüze uğrayan kız, gerçek hayatta tecavüze uğrayan kızdan daha acıklıdır bizim için. Dizideki tecavüzcüler, gerçek hayattakilerden on kat daha şerefsizdir en azından. Gerçek hayattakiler için, “10 yaşındaki kız da kaş göz etmiş hani...” diyorlar; dizidekilerin köklerinin kurumasına dua ediyorlar.
İnsanın tipi değişti be. Ortalama insan hakkaten maymuna benzeyen, hakkaten maymun kadar aklı olan bir bireydir. Bunda ne üzülecek bir durum vardır, ne kızacak bir hakaret. Ama kime bir insan düşün desen, aklına ya bir manken ya da siyasetçi gelir. Peki arkadaş, onlar normalse biz neyiz? Eskiden hatunun eti olurdu, güçlü olurdu. Şimdi elbise askısını koymuş önüme, “Aha, güzel bu.” diyor. Yakışıklı dediği erkekte bir kırıtmalar, bir göz süzmeler. Yanından koşarak geçsem, rüzgarımdan savrulacak. İzmirliyim hocam ben, yer miyim bunları?
Çok güzel değiliz, çok zeki değiliz. Ama bize güzel, bize zekiyiz. Yeterli bunlar bize, niye yarışıyoruz elin zibidisiyle. Bir hatun diyorki, kirpiklerim çok ince acık dolgunlaştırayım. Küfür mü edeyim, alay mı edeyim bilemiyorum. Kendini iyi hissediyormuş, kirpikleri sazdan tentelere benzeyince. Aslında iyi hissetmesinin sebebi ayrı, o farkında değil. Oyuncu o aslında, sahneye çıkıyor hergün. İşinde, evinde başka karakterleri canlandırıyor. O karakterlerinin de kaşlarının dolgun olmasını istiyor. Canlandırabildiği karakterlerin kendisine biçilen karakterden daha iyi olduğunu düşünüyor. Nasıl bir şımarıklıktır bu, nasıl bir çok bilmişliktir, anlatabiliyor muyum? Çok iyi oyuncuların hayatlarında çok gerçek olmalarının sebebi de, canlandıkları karakterlerin seyirciden aldığı tepkinin, kendi karakterlerinin aldığı tepkiden daha iyi olmadığını bilmeleridir zaten.
Şaban bizdendir, Şaban bizdir. Hepimizle alay ettiler hocam, hepimizin bir sürü salaklığı oldu. Ama telden atlayıp, ağaca tırmandığımız dönemlerde çok azımız kan davalı kıza aşık oldu. Romeo ve Juliet bu yüzden bana komik gelir, kendimi Romeo’nun yerine koyamam. Ama Şaban’a atılan her tokat, suratımda patlar. Şaban gibi, Şaban’ın arkadaşlarını sevsem de üzülürüm yine Şaban gibi. Bilirim zamanında Şaban olduğumu, benzer tokatları yediğimi ve yemeye devam edeceğimi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder