İki çocuk. Arkamda oturan iki çocuk. Yiğit olmak isteyen iki çocuk. Askere gideceklerinden bahsediyorlar. Cehennemin dibine gitmek istiyorlar. Düşmanlarını tek tek öldüreceklerini söylüyorlar. Sadece kafalarından vuracaklarını, mermileri bitince çevik bir takla atacaklarını, şarjörlerini sürdükten sonra tekrar savaşacaklarını, söylüyorlar. Sıkıştırıldıkları zaman, haykırarak ortaya atılacaklarını; düşmanın korkmasından faydalanarak hepsini öldüreceklerini söylüyorlar. Mermileri bitince kasaturalarını çekeceklerini, sinsice arkadan yaklaşıp daha düşman “gık” diyemeden boğazlarını keseceklerini söylüyorlar. Kasaturadaki kanı pantolonlarında sileceklerini, kasaturalarının hep ışıldayacağını söylüyorlar. Olur ya, taze kandan kayganlaşmış kasaturaları düşüverirse; çıplak elleriyle düşmanlarını boğazlayacaklarını söylüyorlar. Kulaklarını kesip repçiler gibi uzun uzun kolyeler yapacaklarını söylüyorlar. Askerden döndüklerinde “üstün hizmet madalyası” na burun kıvıracaklarından bahsediyorlar. Omuzlarda taşınacaklarından, “yiğit” olacaklarından bahsediyorlar.
Bilemezsiniz. Sabah kalktığınızda, rüzgara karşı kurduğunuz panço çadırınızın nereye uçtuğunu; çadırın ağzını rüzgara karşı bırakarak yaptığınız salaklığa kızmayı bilemezsiniz. Soğuktan, soğuğu hissetmemenin parmak uçlarınızı nasıl acıttığını bilemezsiniz. Dal parçasıyla botunuzun her yanındaki sümüğümsü çamuru temizlemenin ne kadar sıradan olacağını bilemezsiniz. Su toplayan yerlerin acımaması için, ayağınıza kaç tane yara bandı yapıştırabileceğinizi; topuğa vatka koymanın 1 saatten sonra işe yaramayacağını bilemezsiniz. Aylar sonra ayaklarınızı ilk kez gördüğünüzde, botun artık rahatsız etmemesinin sebebinin botun yumuşamış olması değil; ayağınızın botun şeklini almış olduğunu öğrenmenin şaşkınlığını bilemezsiniz. Yürümenin ölmekten beter olduğunu, yürüyüşe ara verebilmek için çatışmaya girmek isteyeceğinizi bilemezsiniz. Düşmanı görmeden çatışmanın ne kadar korkuttuğunu, nereden ateş açıldığını tahmin etmenin ne kadar zor olduğunu bilemezsiniz. Ölümün karşısında sakince oturup arkadaşlarınızla kısık sesli boş muhabbetler edebileceğinizi bilemezsiniz. Başınızın 10 cm üzerinden geçen merminin, çarşaf yırtılırcasına attığı çığlığı duyunca taş kesilmenin gözünüzden ne kadar yaş akıtacağını bilemezsiniz. Yere yatarken dizinizi vurduğunuz taşa, ne kadar emsalsiz küfürler edebileceğinizi bilemezsiniz. Tetiği çektiğinizde çamura bulanmış silahınızın teklememesi için hangi duaları hatırlayacağınızı bilemezsiniz. Vurulan arkadaşınızın yarasına, arkadaşınıza hissettirmeden kaç tane tampon sokuşturabileceğinizi bilemezsiniz. Üzerinize gelen mermiler sıklaştığında boktan bir hayat için bile olsa, sadece yaşamak için nelerden vazgeçebileceğinizi bilemezsiniz. “Ölme” yasağına uymayıp öleceğinizi düşünüp, gözleri yaşlı ailenizi hayal ettiğinizde, çıplak elle kaç kişi öldürebileceğinizi bilemezsiniz. Korkudan bacağınıza sarılan veledi sakinleştirmek için neler diyebileceğinizi bilemezsiniz. Her gün ölümden korkmanın, hiç ölümden korkmamanıza sebep olacağını bilemezsiniz.
Evinize döndüğünüzde, hiç kimseye yaşananları anlatamayacağınızı bilemezsiniz. Herkesin övünmek için başına gelmesini istediği zorlukların, o zorlukları yaşayanların midesini bulandırdığını bilemezsiniz. Yüzünüzden anladıkları hatıraların tadını merak ettikleri için sizi merakla baktıklarında, burnunuzda kan kokusunun tekrar canlanmasını bilemezsiniz. Askere cep telefonunu sokabilmeyi başarmasından “yiğitlik” duyan zibidinin heyecanına yalandan da olsa katılmak zorunda olmanın, ruhunuzu keselediğini bilemezsiniz. Sırtınızı duvara dayamadığınız sürece bir daha rahat edemeyeceğinizi, camın önünde rahatça dolaşanların ne kadar dikkatsizce davrandığına inanacağınızı bilemezsiniz. Her kola kutusu gördüğünüzde yanınıza almak istemenizin, böylece ateşi gözükmeden sigara içebileceğinizi tasarlamanın artık gereksiz olduğuna inanmanızın ne kadar çok zaman alacağını bilemezsiniz.
Yiğit olmak, yiğitlerin tercihi değildir. Yiğit, bilmesine rağmen başkaları için kendi hayatını tekrar yaşanmayacak hale sokandır. Yiğidin omuzda taşınmasının sebebi, ruhunun artık kendisini taşıyamamasıdır. Yiğit “yiğit” olduğu için mutlu olan değil, kayıplarına olan üzüntüsünü derinlere gömüp ciğerlerinden ağlamasını öğrenendir. En mutlu yiğit, acılarından kurtulmuş ölü yiğittir. Bütün bunlara rağmen yine de yiğit olmak isteyen, salağın önde gidenidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder