24 Eylül 2010 Cuma

Gölge

Pembe bir duvarın arkasındaki
Bir gölge oldum daima
Tüm gönüller bana doğru bakardı
Lakin hiçbiri görmezdi, farketmezdi bile
“Ama”nınki gibi manasız ve uzak gözlerle.

Bir gölgeydim hep, renkli birinin tıpkısı
Ama siyah, ama şekilsiz
Belki takip edendim, belki ucube
Görememek korkutucuydu, hislerini bilememek
Oysa ki zayıftım, güçsüzdüm bir bebek gibi.

İki boyutlu sandılar beni hep, bir duvarda ya da kaldırımda bittiğimi düşündüler
Ama gündüz görürlerdi beni sadece
Bilmezlerdi ben asıl geceleri yaşardım,
Halkım karanlıkla birlikte.

Ey renkli, akıllı insanlar
Sanır mısınız ki farklısınız;
O zaman gölgelerinize bakın,
Bakın ve anlayın farkınızın sizin için olduğunu
Ve gölgelerinizde öldüğünü bir kelebek gibi.

Dark

Kahramanım

2 erkek çocuk. Askerlik çağındalar. Kahraman olacaklarından bahsediyorlar. Komando olacaklarını, düşmanlarını bir bir vuracaklarını, tek tek yakalayıp kasaturayla boğazlayacaklarını. Oynadıkları bilgisayar oyunundaki gibi hep alından vuracaklarını, eğilip şarjör değiştirip kalkıp tekrar vuracaklarını, sonra zafer şarkıları söyleceklerini.

Bilemezsiniz. Başınızın 10 cm üzerinden geçen merminin sesini bilemezsiniz. Çarşaf yırtılırcasına attığı çığlığın gözünüzü nasıl yaşarttığını bilemezsiniz. Ayaklarınızın patlayan yerlerindeki yara bantlarının terden gevşeyişini bilemezsiniz. Postalınızın altına yapışmış 15 cm lik çamurun nasıl zor kalktığını bilemezsiniz. Yattığınızda dirseğinizi vurduğunuz taştan ne kadar nefret ettiğinizi bilemezsiniz. Arkadaşınızın sırtındaki mermi yarasına kaç paket tampon sıkıştırıp onu hayatta tutmaya çalıştığınızı bilemezsiniz. Çömez askerin korkup bacağınıza sarılmasını, sizden yardım dilenmesini nasıl savuşturacağınızı bilemezsiniz. Ateş seslerinin çınlattığı kulaklarınızın hiç bir şey duymaz olmasını bilemezsiniz. Çamur bulaşan tetiğinizin tutukluk yapmaması için ne kadar çok dua edebileceğinizi, nelerden vazgeçebileceğinizi bilemezsiniz.

Yalnız bırakacağınız ailenizin, eşinizin, çocuğunuzun verdiği güçle çıplak elle adam öldürebileceğinizi bilemezsiniz.

Kahraman olmak için kimsenin yapamadığı fedakarlıkları yapabilmek gerekir. Arkasına bakan hiç bir kahraman, kahraman olduğu için mutlu değildir.

Mehmet Amca (Bir Tembele Dair)

Uzak bir diyarın en uzak ucunda,
Bir kunduracı vardı adı Mehmet.
Kimselerce beğenilen, çok zeki bir ihtiyardı
Ahaliye göre en önde işi gelirdi, çok çalışırdı
Ama tembeldi Mehmet Amca.

Çok çalışırdı, çırpınırdı, didinirdi bütün hafta
Sadece bir Cumartesi günü yatabilmek için,
Bütün işlerini vaktinden evvel bitirirdi
Bol para kazanıp rahat edebilmek için.

Kır saçları dağılmış, sakalları karışmış
Hiç tükenmeyen sigarası ağzında
Tek gözüyle kendine bakardı yarısı dolu çay bardağında
Ve çalışırdı, çalışırdı efendisi olan hayata.

Köleydi o aslında, hayatın bir kölesi
Efendisine yaranmak ve izin koparmak için
Yıllarını eritmiş, tutkal müptelası olmuştu
Ama efendisi gaddardı, “ne kadar çalışırsan
O kadar yatarsın” diyordu.

Bir efendisi daha vardı Mehmet Amca’nın,
Daha kudretli, daha büyük, çok daha yüce.
O’na da hizmet ederdi Mehmet Amca,
Abdestini alır, namazını kılar, kurban keserdi
Sadece ama sadece sonsuz huzur bulsun, hep yatsın diye
Tembel Mehmet Amca.


Dark

Veda Ederken

Her sabah kalktım, her akşam yattım
Sürekli yürüdüm, boşuna çabaladım
Sonunda durdum ve uykuya daldım
“Hayatım bir rutindi.” dedim ben
Veda ederken...

Pek çok kişiyi tanıdım
Kimisini sevdim, kimisinden nefret ettim
Sonuçta hepsinden dünyaları öğrendim
“Herkesi sevemem ki!” dedim ben
Veda ederken...

Zaman benim abartılı gölgemdi
Ben koşarken, o daha hızlı koştu
Ben durunca da önümde ölüm gibi durdu
“Sonunda o da tükendi.” dedim ben
Veda ederken...

Kendimi tek, kendimi yenilmez sandım
Dağları, duvarları bir başıma aştım
Sonunda topallayıp bir çukura düştüm
“Ne kadar aptalmışım.” dedim ben
Veda ederken...

Gençken aşka tutuldum
Kendimi unuttum, ruhumu verdim
Ölümle beni aldattığını öğrendim
“Gözümün feri de söndü.” dedim ben
Veda ederken...

Gözlerim kapandı, ağzım kilitlendi
Zaman durdu, ümitlerim mum gibi eridi
Aceleyle paçavralara sardılar beni
Bir “Elveda!” bile diyemedim ben
Veda ederken...



Dark

Gün Ağarmayacak

Kederim onsekizimin ilk günü başladı.
Kavuran yazın ortasıydı, tenim yapış yapıştı.
İşte o gün tanıdım hayatın kulisini.
Yarı makyajlı, yarı giysili, umursamaz aktrisler vardı.
Hayallerimin çok ötesinde bir mahalleydi burası.
Bir kulis için çok büyük, belki de yoktu sahnesi.
Abim beni silkeledi,”Erkek olacaksın.” dedi.
Çok heyecanlıydım, kimbilir belki sahneye çıkacaktım.
Ama bilemezdim tragedyanın baş aktörü seçildiğimi.
Sınavıgeçmem kısa sürdü, “erkek” bir sıvazlamaydı sırtımda.
Böbürlenmek, övünmek, tüm heyecanı çabucak bitti.
Ertesi sabah gazetede gördüm beni sınayan aktrisi,
Aidsli olduğu için polis yakalamış, rolü kötü kadın olmuştu.
Bense onun zehirli elmasını yiyen saf delikanlıydım.
Birden ışıklar söndü, sahnede yalnızdım, sadece uğultu vardı.
Hemen doktora koştum, “Ben bu rolü istemiyorum.” dedim.
“Oynamalısın.” dedi, “Üç aydan önce bilemeyiz.” dedi.
Söylemesi kolaydı; ama üç ay o rol, o karanlık benimdi.
İntihar senaryoları hazırladım, gidişim mükemmel olmalıydı.
“Önce bir şiir yazarım, sonra camdan süzülürüm.” dedim.
Rolüm gereği kimseyle konuşmadım, korkuyu tattım.
Üç ay sonra bittim doktorun yanında, umutsuzca sordum durumu.
Bu seferki daha yaşlıydı, belli ki usta oyuncuydu.
“Altı aydan önce bilemeyiz.” dedi, babacan bir tavırla gülümseyerek.
Boynum bükük eve döndüm; gözlerimde yaş, çocuk inadıyla.
Bir bu kadar daha oynayamazdım bu rolü!
Sıkılıyordum artık, herkes bana acıyor olmalıydı.
Üç ay daha geçti karanlık sahnede, gün ağarmıyordu.
Altıncı ayda başka bir doktora koştum son bir umutla.
Gülümseme ve anlayışla dinledi bütün senaryoyu.
Tüm karanlığı tekrar indirdi hiç acımadan.
“Bir yıl.” dedi; “Bir yıldan önce bilemeyiz.”
Yıkıldım, artık çok olmaya başlamıştı bu oyun.
Ne yapmıştım sınavda, neden beni seçmişlerdi?
O zaman anladım oyunun adının “Gün Ağarmayacak” olduğunu.
Camdan süzülürken haykırdım oyunun adını;
“Gün ağarmayacak!” ve perde kapandı.

Dark